17 Temmuz 2015 Cuma

Bunu saymıyoruz tamam mı.

Selam blog. Sözü çok kısa keseceğim, çünkü Cihan Beyefendi sağ olsun, bu saate kadar kitledi. Kısaca sana günümü anlatıp sonra da eyvallahımı çekeceğim.

Öncelikle açık konuşayım, bugün hiç de öyle süper başlamadı. Zaten tahmin ediyorduk değil mi, hehe. Belki de en keyifsiz bayram sabahımdı bilmiyorum. Gelen gidenler oldu tabii, ama günün ortasına dek kendimi yataktan kaldıracak mecali bulamadım. Sonrasında da zaten varlığım yokluğuma eşti diyebilirim. Bugün Sezin'i hadsiz özledim blog. Ama yağma yok, güzel ihtimalleri gerçekleştirmek için daha fazla keyifsizliğe zaman tanımamalıydım. Bu sebeple akşama yakın saatlerde Ali'yi aradım. Dün bahsettiğim üzere basket oynamak için. Tesadüf bu ya, o da yolda bir önceki gün sahada tanıştığımız ikizleri bulmuş. Serhat ve Ferhat. Süper neşeli adamlar. Her neyse, sözleştik buluşmak için. Ali'nin yanına gidecekken yolda babama rastladım. İtiraf edeyim, kafam yerde oldukça mutsuz bir şekilde yürürken sesini işittim. Sosyal bir özürlü gibi kafa sallayıp göz kaçırdıktan sonra yoluma devam edecektim ki başka bir ses daha duydum. Bayram Abi. Babamla aynı çay ocağında yan yana oturuyordu. Şaşırdım tabii, ne ara tanıştılar falan. Neyse yanlarına oturdum. Çay falan içtik. Bayram Abi biraz kulağımı çekti. Nasihatler falan. Muhabbet sohbet derken Ali geldi. Biraz daha pinekledikten sonra ayrıldık yanlarından.

Sahile geldiğimizde on ve on iki yaşında iki çocuk bizle maç yapmak istedi. İlk öteledik bunları, sonra kıyamadık. Büyük olan Ali'den, küçüğü benden. Çocuklara sayı falan attırdık. Hehe, nasıl da mutlu oldular. Galiba beni en çok mutlu eden şeylerden biri bir çocuğu mutlu etmek. Nasıl bir keyif anlatamam.

Sonra İkizler geldi. Sonra sağ olsun Cihan geldi elin Samandıra'sından beni kırmayıp. Orada bulduğumuz birkaç kaslı, oo ben en iyiyim havalarında teenagerı da aramıza alıp maç yaptık. Onlar ve biz yaşlılar. Hiç bakma bana öyle, onlar zaten moruk ama benim de kendimi ihtiyar saymak için kendimce sebeplerim var hehe.

Yetmişli sayılarda bitti maç. İki saatten fazla sürdü. Dünkü kondisyonum sekiz dakika demiştim değil mi? Yerler. Kendime inandığımda çok çılgın şeyler yapabilirim oğlum ben. Maça gelirsek; iki sayıyla falan kaybettik. Sonunda da gerginlik oldu, o sebeple bitti. Yoksa bir iki saat daha devam ederdim, sahiden bak.

Maçtan sonra İkizlerle evli evine köylü köyüne yaptıktan sonra, köyümüze geçtik. Köyümüz neresi mi? Ali ile de Cihan ile de geceyi sabah yaptığımız son kafe. Bizim burada bir yer. Adı farklıydı gerçi o zamanlar, şimdi Hanne olmuş. Eski sahipleri kedilere keçi sütü veren bir adamdı, şimdiki kediler yeni sahibini görünce kaçıyor. Belki de tesadüftür bilmiyorum. Ama biz işimize baktık. Kedimizi de sevdik saatlerce. İlk defa bir kedi parmağımı ısırdı, süper bir hismiş bu da belirmeden geçemeyeceğim.

Muhabbet keyifliydi. Cihan ile hararetli bir tartışmanın içine girdik. Sonra da "her zamanki gibi!" olur olmaz bir saatte uyuyuverdi. Gece birde ayrılacaktık sözde. Cihan'a dair tek bir şey biliyorsam, o da buluşup saati bir ettikten sonra, sabahlamadan o heriften ayrılmanız mümkün değildir. Her neyse. Yine olur olmaz bir saatte uyudu. Ali ile baş başa kaldık. Birbirimize bakıp anlamsızca güldük bir beş dakika. Gün hiç güzel başlamamıştı evet, ama çok iyi gidiyordu.

O anlarda kendime ve ilişkideki Mert'e dair çok sıkı öz eleştiriler patlattım. Birçoğu Sezin için de geçerli tabii. Ama vardığım nokta efsaneydi. İkimizin aynı anda değişmesi gerekmiyordu, biri kontrollü bir şekilde mutlu ve barışçıl olmayı başardığında, kavga etmeksizin aylar geçirebilen, sevgi pıtırcığı bir çift olabiliyorduk biz. Hehe. Biraz bir başınıza kaldığında yaptığınız keşifler hayat kurtarabiliyor. Bunun haricinde bayram bitmeden ona resmini çizip atmaya karar verdim. Cihan sağ olsun sabahı ettirmeseydi, bugün bile yapabilirdim. Ama geçti artık. Ha daha da önemlisi, pasaport çıkarıp vize için başvurma kararı aldım. Bir hafta yanına uğrayıp sürpriz yapacağım her şey yolunda giderse. Sevinir değil mi? Onu sevindirecek şeyler yapmayalı uzun zaman oldu. Ben biraz hödükleşiyorum birine kayıtsız şartsız yakınlık duyduğumda. Hayatta asıl önemli olan en yakınlarınızı sevindirmektir. Ben genellikle tam tersini yaparım. Eşeklik işte. Kim bilir hangi çocukluk psikozumdan kaynaklanıyor? Düşünmeye gerek yok. Fark ettim ve değişeceğim. Eşelemek sadece toz toprak kaldırır. Amaaaan.

Bunların çoğunu Cihan ile Ali sigara almak için market aramaya çıktıklarında yazdım bu arada. Saat sekiz buçuk. Aferin Cihan aferin. Anca temize çekiyorum.

Kısa olacak dedim ama kısa olmadı pek. Sadece on yaşında bir çocuk nasıl yazdıysa, öyle yazdım. On yaşında bir çocuk gibi şen şakrak yazdım ayrıca. Neden mi? Mutluyum çünkü. Neyin yolunda gittiği, neyin gitmediği önemli değil. Kafam artık doğru bir yöne çevrilmiş durumda. Güzel keşifler yapıyorum. Güzel kararlar yapıyorum. Ara sıra buna benzer dönemler geçirdiğim oldu. Ama bu süreci farklı kılacağım. Kalıcı olacak. Şahidimsin, değişiyorum blog!

Bu arada eğer de bir gün buraları okursan, seni çok seviyorum Sezin. Bugün 01.20 son online olma saatin. Muhtemelen o saatlerde de uyudun. Güzel düşler görmen için çok içten dileklerde bulundum. Umarım işe yaramıştır.

İyi sabahlar blog. Yarın yine uğrarım.

16 Temmuz 2015 Perşembe

Öfkemi potalardan çıkarırım.

Çok ilginç hayatlar gördüğümü düşünürdüm. Hoş, hâlâ da bu kanıdayım. Ama erken bir öz eleştiri olmasına karşın tüm samimiyetimle, gördüğüm tüm hayatlardan, neredeyse hiçbir şey özümseyemediğimi fark ettiğim gün oldu bugün. Hele ki ve en önemlisi, kendi hayatımdan. Dağıttım her şeyi. Kendimi dağıttım. Hayat bazen tepetaklak olur, ama çoğunlukla yoluna koyarız. Bazen nasıl düzelteceğimizi bildiğimizden olur bu, bazense zamanın engin kollarına bırakarak meselemizi. Bir şekilde hallolur. Ama ya hallolmuyorsa? Kendinize karşı ne denli acımasız olduğunuzu görmeniz lazım, çünkü ben öyleydim. Hakiki bir drama kraliçesiyim ben biliyor musunuz? Hayatımı nasıl cehenneme çevireceğimi çok iyi bilirim. Hoş, tam aksini de. Ama hayatımı genel olarak cehenneme çeviririm. Bir şekilde bundan beslenen yanlarım var. Ama bundan beslenemeyen yanlarım? Bugün onların hâline çok üzüldüm. Yani, neredeyse tamamen kendi hâlime.

Bok gibi bir güne uyandım. Dün de bok gibiydi. Bir önceki gün de öyle. Kendime gelmezsem ya yarın da bok gibi olacaktı ya da yarın hiç olmayacaktı. Bir yolunu bulmalıydım, çünkü yaşamak istiyordum. Çok güzel şeyler var yaşamın içinde inanın. Ben bir drama kraliçesi olsam bile buna tanık oldum. Belki de bu yüzden intihar eden insanlar hakkında çoğunlukla atıp tutarım. Ne yaşamış olursa olsunlar, vardıkları körleşme canımı sıkar; saygı duymam onlara. Ama bakın bugün ne oldu. Az kalsın onlardan biri oluyordum. Onlardan biri olmak ve olmamak arasındaki o dipsiz çizgiyi gördüm bugün. O an geldiğinde tüm hayatımın sinema filmi gibi gözlerimin önünden geçeceğini falan düşünürdüm. Bir bok geçmedi lan gözlerimin önünden. Sadece perişanlığımı hissettim. Hiçbir şey düşünemeden, bazense sadece kötü şeyleri düşünerek.

Peki nasıl bu duruma geldim. Uzun uzun anlatmayacağım, arada bir dem vururum belki. Çok komik görünecek ama komik gelmesin, çünkü her an başınıza gelebilir. Çünkü çok komik şakalar yapabiliyor bize hayat dediğimiz. Şakanın yönü bize yönelirse de pek komik karşılayamıyoruz.

Bana yaptığı en büyük şaka da Sezin oldu. Muhteşem bir hatun değildir, çünkü kimse pek muhteşem sayılmaz bu hayatta. Ama bazıları, bazılarımız için muhteşem olur işte. Hayat böyle bir şey. Öykü ya da sonu nasıl olursa olsun, kendi muhteşeminizi bulmak hayatın bize yönelttiği en büyük şanstır. Bazılarımız hikmetini anlar, değerini bilir. Bazılarımız da sıçıp batırır. Ben ikinci kategoriye sokuyorum kendimi. Orası da paklamaz ya beni, hadi neyse.

Neyse, bu kız şu an Berlin'de. Bence İstanbul'dan çok daha kötü bir şehir. Birçok şehirden de kötü. Denizi yok abi bu şehrin. Sokağında hayvanları yok. İnsanları tuhaf. Yılın on ayı soğuk. Bir sürü şey de sayarım kötülüğünü anlatmak için. Ama gelgelelim çok güzel bir şehirde de bulunabilirdi. Yine de kötülerdim. Çünkü sevdiğiniz kişi yanınızda değilse ve yanınızda olması gerektiğine eminseniz, bulunduğu her yer kötüdür. Hey yavrum, ne sözler döktürüyorum. Tam bir drama kraliçesiyim hala hehe. Neyse. Cehennem daha iyidir diyeceğim kadar kötü bir günün sonunda yanımda olması gerektiğine emin olmadığımı fark ettim. Çünkü yanında olunacak adam değildim artık. Onu bana çeken, kendimi iyi hissettiren ne varsa çoğunu zaman içinde yitirdiğimi fark ettim. Kimseyi de suçlayamam bunun için. Çünkü hayat bize şakalar yapar dedim. Gülmesini bilmezseniz ağlarsınız. Ağlamayı sürdürürseniz canınız yanar. Canınız yandıkça yoksunlaşırsınız. Sürekli kaybedersiniz bir şeyleri. Kaybetmeyi yüceltip süper bir filozof da olabilirsiniz bu arada. Ama ben almayayım. Ben ne kaybettiysem fazlasıyla geri almayı seçiyorum. Huzursuz bir hayatın canı cehenneme. Mutlu olacağım ben. Nasıl yapılacağını da biliyorum. Hep biliyordum, artık uygulamayı seçiyorum.

Kaybettiklerimi tek tek sıralamayayım şimdi. Ama evet, sevdiğim kadın kaybettiklerimden biri. Ama en önemlisi değil. Kendime duyduğum güven başta olmak üzere, bence en iyi meziyetlerim olarak sayabileceğim birçok şeye artık sahip olmadığımı fark ettim bugün. Bunlar olmasa, sevdiğim kadın zaten olmayacaktı. Bunlar olsa, şu an Berlin'de değil, birkaç kilometre ötemde olacaktı. Belki de olmayacaktı. Bilmiyorum. Buna bel bağlamayı da seçmiyorum. Onu geri kazanmak için değil, onu bana getiren şeyleri geri kazanmak için başlattığım bir serüven bu. En yakın arkadaşlarımın seni iyi bir psikiyatriste götürelim lafını işitecek kişi değildim ben. Annesini sadece çocukluğundaki yaramazlıklarıyla ağlatanlardan olmak isterdim. Ama hayır, annem düştüğüm bu çok komik ve içler acısı hâle ağladı bugün. En yakın arkadaşlarım iyi bir antidepresan sana iyi gelebilir demeye başladı. Çok komik bir herife dönüşmüşüm özellikle, bunu fark ettim. Son derece güvensiz biri olmuşum. Nasıl olmuşum sorusunun altını çok iyi doldururum, ama reddediyorum. Geçmiş yerinde güzel. Gelecek de öyle. Süper şeyler yapacağım bugünden sonra. Belki buraya bir yıl sonra Sezin'le nişanlanışımızı yazarım, belki Sezin hayatıma bir daha hiç girmez. Sevgi'den bahsederim, Leyla'dan, Şeyda'dan falan ne bileyim. Önemli değil. Önemli olan sağlıksız biri olduğumu fark etmiş olmam bence. Bu hayatımda yaptığım en büyük keşifti, çünkü hayatımı kurtaracak.

Evet ben psikiyatriste gidip haplara gömülmeyi reddediyorum. Annemi ağlatmayı da öyle. Sevdiğim kadın tarafından arzu edilen bir adam olmak istiyorum. Hepsinden önemlisi, kendimi yeniden sevmek ve olduğum kişiye güvenmek. Ben Sezin'i geri döndürmek istiyorum evet. Ama dönmezse de dönmesin umrumda değil artık diyebilmek de bir sonraki güzel seçenek. Gereksiz yüklerimden arınmak istiyorum. Tüm takıntılarımı karşıma alıp her birine, siz annelerin uyardığı kötü çocuklarsınız, sittirin gidin lan demek istiyorum. Basketbol oynamak istiyorum. Sigarayı bırakmak istiyorum. Okulumu bir an önce bitirmek ve bitmesini beklemeden süper bir reklam ajansında ilk birkaç ay para bile almadan olabilir, işe başlamak istiyorum. Evde boş boş oturup, sürekli kendine yerli yersiz önemli değil, bir şekilde dert yaratan, miskin, yararsız, güvensiz heriften çok sıkıldım. Anlatamam size. Kendimi dövesim var. Ama dövmeyeceğim. Seveceğim. Ben kendimi sevmeyi çok iyi bilirdim, hatırlamaya ihtiyacım var.

Ekleme: Hehe, çıktım basketbol oynadım. Beş yıl aradan sonra. Sekiz dakikada bitti kondisyonum, su içtim, sonra tekrar oynadım. Kolum sakat, sevgilim beni terk etti, hayat çooook boktan demeden. Gülerek, müthiş bir keyifle. Süper adamlarla. Basketbol oynadım! Bir sürü de sayı attım. Çok hamlamışım kabul, ama basketbol oynadım. Sigarayı da bırakacağım. Bir iki ay değil, ama sonra kesin bırakacağım. Ciğerlerime üzüldüm bugün. Sekiz dakika ne lan. Sekiz dakika. Hehe. Öfkemi potalardan çıkaracağım bundan sonra. Hoş, potaya dokununca öfke falan kalmıyor. Uzun zaman sonra kendime güvendiğim anlar yaşadım. Şu an nasılım bilmiyorum. Top elimdeyken daha iyiydim kabul. Ama top elimdeyken daha iyi olmadığım günler yakındır. Top elimdeyken nasılsam, hayatımın kalanında da öyle olacağım.

Bundan bir sene sonra hayatımda Sezin mi olur, bir başkası mı bilmiyorum. Belki kimse olmaz. Ama şayet biri olursa, sarsılmadan, eğilip bükülmeden sürdüreceğim. Ben bir insanın nasıl mutlu edileceğini biliyorum. Ama bir insanı sürekli mutlu etmek için, kendimi mutlu etmem gerektiğini yeni öğrendim.

Antidepresan mı. Tuvalete atarım ben onları. Sifon çekerim üzerine. Bir drama kraliçesiyim ama, olmamayı da öğrenirim yeğenim.

Bu arada Sezin bana döner. Bence birkaç gün sonra. Ama konuşmayı düşünmüyorum. Hastayım çünkü ben, kendimi tam anlamıyla iyileştirmezsem, hasta kalmaya devam ederim. Ama ben iyileşirsem, onu da iyileştiririm blog. Ben iyileşirsem, onu her yerde ve her şartta dünyadaki en mutlu kişi edebilirim. Bir anlığına ya da birkaç günlüğüne değil. Her an ve her gün. Ama o da hasta. Benden bağımsız bir şekilde iyileşmeyi öğrenmesi gerek. En azından denemeli. Yetemediği yerde beyaz atlı prens gibi çıkarım önüne.

Yarın da basket oynayacağım. Yarın da sana yazacağım.

İyi bayramlar blog.